Sokrates o savunmayı yapmasaydı
Atina’nın at sineği baldıranı içer miydi?
Sokrates’in Savunması özünde bir sorgulama metnidir. Ceza almaktan korkan ve savunmaya geçen birinden çok, sorular ve akılcı argümanlarla suçlamaları çürütmeyi hedefler. Çünkü Sokrates, ne olduğunu bilmediği bir şeyden, yani ölümden korkmaz. Onu asıl korkutan şey, inanmadığı bir biçimde yaşamaktır.
İstese mahkemede kendini kurtaracak bir savunma yapabilirdi. Atinalı yargıçların duymak istediği birkaç cümle, ölçülü bir pişmanlık ve biraz suskunluk onun hayatını kurtarmaya yetebilirdi. Oysa Sokrates, hayatını değil, sahip olduğu fikri kurtarmayı tercih etti. Hiç tereddüt etmeden seçme hakkını uzun yaşamaktan yana değil, doğru yaşamaktan yana kullandı.
Kendisine yöneltilen suçlamalar basitti: Gençleri yoldan çıkarmak ve kentin tanrılarına inanmamak. Sokrates bu suçlamalara karşı bir savunma dili kullanmadı; sorular sordu. Gençleri bozduğunu iddia edenlere, kötülüğün bilerek yapılamayacağını hatırlattı. İnsan bilerek kötülük yapıyorsa, önce kendine zarar verir. Tanrılara inanmadığını söyleyenlere ise vicdanında duyduğu uyarıdan, “daimonion”dan söz etti. Bu sözler, bir sanığın kendini aklama çabası değil; bir toplumun ahlaki reflekslerini test eden cümlelerdi.
Sokrates’in asıl suçu, cevaplar vermek değil, cevapları huzursuz etmekti. İnsanların bildiklerini sandıkları şeyleri ellerinden alıyor, yerlerine kesin doğrular koymadan bırakıyordu. Bu belirsizlik hâli Atina için tehlikeliydi. Çünkü sorgulayan bir insan, itaat eden bir yurttaş değildir. Ve biliriz ki her düzen, en çok sorgulayanlardan rahatsız olur.
Bu yüzden Sokrates kendini “Atina’nın at sineği” olarak tanımlar. Güçlü ama uyuşuk bir atı sürekli dürten, rahatını bozan, uyumasına izin vermeyen küçük bir rahatsızlık… At sineği öldürülebilirdi; fakat bu çözüm, atın uyumasına neden olanı ortadan kaldırmazdı. Uyanık kalmak gerekiyordu. Atina, Sokrates’le birlikte o rahatsız edici uyanıklığı da yok etmek istedi.
Burada şunu düşünebiliriz: Sokrates kaçabilirdi, sürgünü kabul edebilirdi ya da bir daha soru sormayacağına söz verebilirdi. Hiçbirini yapmadı. Çünkü ona göre, yasalarla yaşamak kadar, yasaların adaletini sorgulamak da bir yurttaşlık görevidir. Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan daha az yıkıcıdır.
Sokrates o savunmayı yapmasaydı belki yaşamaya devam edecekti. Ama o zaman felsefe, ilk büyük sınavında susmuş olacaktı. Mahkeme salonundan sağ çıkmak uğruna düşünceden vazgeçmek, Sokrates için ölümden daha ağırdı. O baldıranı içti; fakat geride, iktidarların hâlâ cevaplayamadığı bir soru bıraktı: Hakikat mi tehlikelidir, yoksa onu dile getirenler mi?
Baldıran, Sokrates’i susturdu ama savunmasını değil.
Çünkü bazı metinler, yazarları öldükten sonra konuşmaya başlar.
Yorumlar