PLATON'UN DEVLETSİZLİĞİ ÜZERİNE
Platon, dünyayı değil, insanın içindeki dünyayı anlamaya çalışan bir bilgeydi. "Devlet" adlı eserinde, devlet kavramının değil, insan ruhunun sınırlarını belirlemeye çalıştı. Aradığı asıl şey bir yönetim biçimi değil, adaletin ve erdemin kaynağıydı.
Platon’a göre adil bir toplumun yolu, adil insan olmaktan geçerdi. Yani sorulması gereken asıl soru, “Adil insan nasıl olunur?” sorusuydu. Çünkü devlet, insanın iç dünyasının büyütülmüş bir yansımasıydı.
İnsan ruhunu; akıl, cesaret ve arzu olarak üç parçaya ayırıyordu. Adalet, bu üç parçanın uyum içinde olmasında gizliydi. Ve ancak adil insanların bir araya gelmesiyle adil bir devlet kurulabilirdi.
Ama Platon’un ideal devletinin önündeki en büyük engel, bizzat insanın doğasıydı. Mümkün mü ki insanın olduğu yerde hırs, korku ve yanlış olmasın? İnsanın avcı-toplayıcı günlerinden bugüne uzanan yolda, hırs ve korkular hep eşlik etti bize. Belki de bu yüzden, Platon’un düşlediği o "erdemliler şehri", kurulamayacak kadar ütopik kaldı.
"Devlet" kitabını okurken birçok insan gibi ben de şunu düşündüm: Platon aslında devleti değil, "devletsizliği" anlatıyordu. İçi karmaşık ve kavgalı olan insan, dışarıdaki düzeni kuramaz; çünkü kendi içindeki çatışma, sonunda dış dünyaya taşar. Aynı insanın eliyle yazılan kanunların, düzeni korumakta yetersiz kalması da bundandır.
Belki Platon şunu sezmişti: "Hiçbir yasa, insan aklının ve ahlakının kuramadığı düzeni kalıcı kılamaz." Gerçek düzen, ancak insanın düşüncesinde ve davranışında başlar.
Belki de bu yüzden, binlerce yıl sonra hâlâ o devleti kurmaya çalışıyoruz . Bazen bir kelimeyle, bazen bir sessizlikle, bazen bir iyi niyetle.
Yorumlar