Ben artık yaşananlara “siyasi görüş ayrılığı” diyemiyorum. Çünkü siyasi görüş dediğiniz şey; fikirle, düşünceyle, tartışmayla olur. Ama bu ülkenin başkentinde insanlar sadece Türk bayrağı açtı diye saldırıya uğruyorsa, burada fikir değil doğrudan bir düşmanlık vardır. Hem de bu milletin ortak değerlerine karşı açık bir düşmanlık. Kimse bana bunu normal göstermeye çalışmasın. Türk bayrağı bu ülkenin bağımsızlığıdır, şehididir, geçmişidir, namusudur. Bir insan kendi ülkesinin bayrağını açtığı için korku yaşamak zorunda bırakılıyorsa, bu artık toplumsal çürümenin en ağır göstergesidir.
Ben bu ülkede büyüdüm. Bu ülkenin insanını da biliyorum, tarihini de biliyorum. Biz farklı düşüncelere rağmen aynı bayrağın altında yaşamayı başarmış bir millettik. Ama yıllardır insanları birbirine düşman ettiniz. Sürekli gerilim, sürekli kutuplaşma, sürekli öfke siyaseti… İnsanlar artık birbirine şüpheyle bakıyor. Gençler umutsuz, insanlar yorgun, toplum gergin. Çünkü bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmek yerine insanları birbirine kırdırmayı tercih ettiniz. Adaleti çürüttünüz, liyakati yok ettiniz, eğitimi değersizleştirdiniz. Sonra dönüp halktan sabır beklediniz. İnsanların artık sabredecek gücü kalmadı!
Ben artık meselenin sağ-sol, iktidar-muhalefet meselesi olduğuna da inanmıyorum. Bugün elimizde bir vatan kaldı, bir de o vatanın değerlerini içten içe çürüten zihniyetler. Çünkü Türk bayrağından rahatsız olan bir anlayışın benim gözümde hiçbir meşruiyeti yoktur. Bu kadar basit. Kimse bana bunu “özgürlük”, “ifade”, “demokrasi” diye anlatamaz. Bir milletin ortak değerine düşmanlık eden bir anlayış, o milletin bir parçası gibi davranamaz. İnsanların artık buna karşı öfke duyması da son derece doğaldır. Çünkü bu halk yıllardır sessiz kaldı, alttan aldı, sabretti. Ama sabır sonsuz değildir.
Ben artık sokakta insanların yüzüne baktığımda yorgunluk görüyorum. Gençlerin gözünde umut değil kaygı görüyorum. İnsanlar gelecek planı kuramıyor. Çünkü bu ülke yıllardır yanlış yönetiliyor. Ekonomi çöktü, hukuk güven vermiyor, insanlar hak ettiğini değil torpili olanın kazandığını düşünüyor. Ve bütün bunların üstüne bir de milletin ortak değerleri hedef haline getiriliyor. Sonra da çıkıp bize “birlik olun” deniliyor. İnsanları birbirinden nefret eder hale getirdikten sonra birlik çağrısı yapmak samimiyet değildir.
Ben vatanını seven insanların artık susturulmasını da kabul etmiyorum. Çünkü bu ülkede vatan sevgisini sadece kendi çıkarına göre kullananlardan bıktım. Sürekli hamaset yapıp bu ülkenin gençlerini geleceksiz bırakanlardan bıktım. İnsanların millî duygularını sömürüp sonra o insanların en temel haklarını görmezden gelenlerden bıktım. Eğer gerçekten bu ülkeyi seviyorsanız önce adaleti sağlayın. Önce insanlara güven verin. Önce bu toplumu zehirleyen nefret dilini bırakın.
Ve açık konuşuyorum: Bu ülkeye zarar veren kim varsa, bu milletin değerlerini hedef alan kim varsa, hukukun önüne çıkarılmalıdır. Çünkü vatana ihanet sadece dışarıdan gelen bir tehdit değildir. Bazen içeride büyür. Bazen insanların ortak değerlerine saldırarak büyür. Bazen toplumu çürüterek büyür. Ben artık bu çürümüş düzenin normalmiş gibi anlatılmasını kabul etmiyorum. Ülkeyi mahvettiniz. Ekonomiyi, hukuku, eğitimi, toplumsal huzuru mahvettiniz. İnsanların birbirine olan güvenini yok ettiniz. Ama şunu da bilin: Bu millet her şeye rağmen hâlâ ayakta. Ve bir gün bu ülke; korkunun değil hukukun, nefretin değil adaletin konuştuğu bir ülke olmak zorunda. Çünkü başka türlü ayakta kalamayacağız.
Yorumlar