İçerik Resmi

PAS


favorite 1 visibility 18 bookmark 0


 Gecenin en karanlığında, belki de ışığa en ihtiyaç duyulduğu anda o mumu usulca üfleyiverdi. Kimseye böylesine muhtaç olmayı sevmezdi. Borçlu kaldığı şeylerin kafasında yer etmesinin rahatsızlığıyla aldığı nefeslerin buruk tadını düşünmek bile istemezdi. Saati de bilmiyordu halbuki, gece ne zaman devir teslimi yapacak haberi yoktu. Yine de bütün bilinmezliklere rağmen tek başına kalmaya cesaret edebilmişti. Cesaret ettiği daha çok şey vardı. Kalmaya cesaret edebilmişti en başta. Zaten bir tek kalmaya cesaret edilebilirdi. Kaçmak, en basit ruhların bile üstesinden gelebileceği bir işti. Ama ona göre kalmak, yalnızca olduğun yerde saymak demek değildi. Şehirler hatta kıtalar bile değiştirerek kalabilirdi insan. Yaşadıklarını yok saymayarak, yaşanılana içinde sarılarak, affederek. Olan oldu, demeyi öğrendiğinden beri yaptığı şeydi zaten kalmak. Biraz da yaşamaktan hevesini almıştı sanki. Dünyanın aşağı yukarı ne olduğunu çözmüş, elini eteğini çekmişti bir nevi. Böyle olsun istemezdi tabi. İçindeki o kıvılcım daima yanmalıydı mesela, ama kendi halinde bir mumun kıvılcımlarına dahi tahammül edemez hale gelmişti. Buna rağmen kaçmıyordu işte, ama savaştığı da söylenemezdi. Yarım kalanı tamamlamaktı tek istediği, iyisiyle kötüsüyle. 
Penceresinin önüne koyduğu defteri ay ışığından nasibini alıyordu neyse ki, tamamen yalnız sayılmazdı. Birkaç satır karaladı, sonra yazmak pek içinden gelmedi. Kağıdın köşesine küçük bir ev çizmeye başladı, çizdiğinden habersiz. Dumanı tüten, tepesinden güneşi hiç eksik olmayan o herkesin evi. Mütevazı da bir bahçesi vardı tabi. Bahçesinde iki tane elma ağacı. Çizdiklerinin farkına varınca insanoğluyla alay etmeden de duramadı -sanki kendisi çok insanmış gibi- Çizilen o ev nedense herkesin kağıdında tek katlıydı çünkü, bir gökdelen değildi. Arkada uzaklarda bir dağ olurdu, şehrin en ortasından çizmezdi kimse. Doğaya muhtaçlığı simgeler gibi adeta. O güzel güneş pırıl pırıl parlardı. Lüks kış tatillerinden bir kare çizilmezdi asla. Boy boy şezlonglar hiç olmazdı o resimde. Bahçe, ancak evi çevreleyecek büyüklükte olurdu, dönüm dönüm arazi aklına gelmezdi kimsenin. Dikilen ağaç nedense hep elma olurdu, herkesin tadına aşina olduğu, belki ilk tattığı. Bilinçsizce karalanırdı güya bu kare, ama bir iki dakikanın içinde insanın aradığı huzuru gözler önüne sürerdi. İnsanoğlunun aradığı ile peşinde koştuğu şeyler arasındaki farkla alay etti biraz. Sonra durmak zorunda kaldı, çünkü kendisi ne aradığını bile bilmiyordu. Kahve içti, istediği tadı alamadı. Bir şarkı çaldı, sonuna kadar sabredemedi. Geceyi severdi, bitsin istedi. Gündüzü bekliyordu, gelmesi fikrine katlanamadı. Gecenin içindeyken bir sonraki geceyi özlese, iyiden iyiye saçmalamış olacaktı, bir şey diyemedi. Bari bir çay koyayım dedi, kahvesinin yarısı fincanda duruyordu. Belki de en mantıklısı yatıp uyumaktı, tüm gün uyuyacağı anı beklemesine rağmen şimdi uykusu kaçmıştı. Dünya böyle bir şey herhalde deyip biraz bekledi. Artık çelişkiye düşecek pek bir şeyi kalmayınca uyuyabileceğini sandı. Kaldığını zannederken, zorla sıkışıp kaldığını fark etti, uyku namına bir şey kalmadı. 

Önerilen Yazılar

Article Image

Takvim Yaprakları


favorite 1 visibility 12 bookmark
Article Image

İyi Niyetin Sonu


favorite 2 visibility 6 bookmark
Article Image

Sipariş Edilmiş Hayat- Bir Varoluş Sorunsalı


favorite 1 visibility 4 bookmark
Article Image

Ahh Ekin Aaah


Author Profile Asi
favorite 0 visibility 16 bookmark

Yorumlar