İçerik Resmi

Gerçeklik ile Hikaye Arasında


favorite 1 visibility 7 bookmark 0


Bazı insanlar zamanı yönetir. Ben ise çoğu zaman onun içinde kaybolurum.
Arkadaşlarımla buluşmadan önce her zamanki gibi erken geldim. Bu erkenlik, bir disiplin değil; daha çok beklemenin nereye sığdırılacağını bilememe hâli. Normalde insanlar böyle anlarda bir kahve alır, bir yere oturur, telefonuna bakar. Ben kitapçıya girdim.
Kendime yine aynı cümleyi söyledim: “Biraz bakıp çıkacağım.”
İnsan, kendine en çok bu cümleyi söylerken yanılır.
Kapıdan içeri girer girmez zamanın biçimi değişti. Kitapların bulunduğu yerlerde saatler düz bir çizgide akmaz; kıvrılır. Bir kitabı elime aldım, arka kapağını okudum, sonra başka birine geçtim. Dış dünyanın sesi giderek azaldı. Gürültü tamamen kaybolmaz, sadece önemini yitirir.
Ben kitap okurken yalnızca kelimeleri takip etmem. Bir tür zihinsel eşikten geçerim. Okuduğum cümleler, bulunduğum gerçekliği gevşetir.
“Dünya artık eskisi gibi değildi.”
Böyle bir cümle, sadece bir bilgi değildir. Bir kapıdır. O kapıdan geçince AVM’nin ışıkları sönmez ama uzaklaşır. İnsanlar kaybolmaz ama silikleşir. Geriye yalnızca hikâye kalır.
Belki de bu yüzden kitaplar sadece anlatmaz; insanı dönüştürür.
Bir kitabı bırakıp diğerine geçtiğimde artık sadece okuyan biri değilimdir. Bir tür iz sürücüye dönüşürüm. Satırların arasındaki boşluklar bile anlam taşımaya başlar.
“Burada bir şey gizlenmiş olmalı.”
“Bu karakter göründüğü gibi değil.”
“Bu hikâyenin altı başka bir şeye bağlanıyor.”
Zamanın akışı da değişir. “Beş dakika bakacağım” dediğim şey, çoğu zaman geri dönülmesi zor bir süreye dönüşür. Çünkü kitap, insana zamanın lineer olmadığını hatırlatır.
Telefonumun titreşmesi bile bu yüzden başka bir dünyadan gelen bir ses gibi gelir. Bakmam. Bir daha titreşir. Yine bakmam. O an, içinde bulunduğum hikâye daha gerçek gelir.
Ta ki omzuma bir el dokunana kadar.
İşte o anda gerçeklik, nazik ama ısrarcı bir şekilde geri çağırır.
Arkadaşım bana bakıp “Seni arıyoruz” dediğinde, bulunduğum yer ile onların bulunduğu yer arasındaki fark çok netti. Ben hâlâ başka bir anlatının içindeydim.
“Şu an müsait değilim,” dedim. “Olaylar karışık.”
Bunu söylerken bile farkındaydım: İnsan bazen yalnızca zihninin bulunduğu yerde olur.
Gülümsediler. Çünkü artık beni tanıyorlardı. Mesajlarda da yazmışlardı zaten: “Kaybolduysa kitapçıdadır.” Hatta biri “bilim kurgu bölümüne bakın” demişti.
İnsan, zamanla kendi alışkanlıklarına dönüştürülüyor.
Elimdeki kitaplara bakıp “Sen burada başka bir evren kurmuşsun” dediler. Ardından biri, en sade haliyle şunu söyledi: “Belki de gerçek hayatta bazı şeyler sana yeterince yazılmamış gibi geliyor.”
Bu cümle uzun süre içimde kaldı.
Belki de mesele gerçekten buydu: Bazı hayatlar, anlatı gücü zayıf olduğu için çekici gelmiyor olabilir miydi?
Sonunda beni rafların arasından çıkarıp kahveye götürdüler. Dünya yeniden sesini buldu. İnsanlar tekrar insanlar oldu. Kahkaha, gerçek bir ses olarak geri döndü.
Ve ben bir kez daha şunu fark ettim:
Ben tamamen kitapların içinde yaşamıyorum. Ama tamamen dışarıda da değilim.
İkisinin arasında bir yerde duruyorum.
Sayfaların içine sızan bir gerçeklik gibi.
Gerçekliğin içine karışan bir hikâye gibi.

Önerilen Yazılar

Article Image

Zarif Adam Tekin


Author Profile Asi
favorite 0 visibility 9 bookmark
Article Image

Unvan Var, Söz Yok!


favorite 0 visibility 3 bookmark
Article Image

GÖSTERİŞİN TARİHSEL ANATOMİSİ: 1724-2024


favorite 0 visibility 24 bookmark
Article Image

RENK KARTELASI


favorite 3 visibility 173 bookmark

Yorumlar